BİLGİ TOPLUMU GERÇEĞİNDEN SİVİL TOPLUM OLGUSUNA
Ülkemiz Batıda gerçekleşen endüstri devriminden ancak 150 yıl sonra, Cumhuriyet dönemi ile sanayi hamlesine başlayabilmiştir. Cumhuriyetin ilk yıllarında sanayi ve bilgi toplumu için gerekli olan teknolojik ve ekonomik alt yapıdan yoksun olduğumuz çok açıktı. Geçmiş dönemlerden devraldığımız ağır borç yükü hızlı sanayileşmemizi engelleyen önemli bir etkendi.
Bugünlere geldiğimizde, toplum olarak çok önemli gelişmeler sağladığımızı düşünebiliriz. Ama, gelişmiş ülkelerin durumunu ve gündemini izleyip kendi durumumuzu daha akılcı, değerlendirmek durumundayız. Gerçi ülkemiz son yıllardaki atılımıyla dünya teknoloji üretimi endeksinde 28.teknoloji ithal eden ülkeler sıralamasında 15.sırada yer almıştır.
Batı, sanayileşmesini tamamlayarak bilgi toplumuna geçerken bizim bu dönüşümü sağlayamamış olmamız ülke olarak en temel gerçeğimizdir. Bilim çevreleri bu konuyu, bizim olayları bilimsel temele dayandırmayıp, subjektif yaklaşmamıza bağlamışlardır. Ayrıca, ezbere dayanan ve analize yönelik olmayan eğitim sistemimiz de bu kapsamda yapılan değerlendirmelerdendir. Çünkü bu sistem içinde yetişen birey kendi başına karar verememekte, yeniliğe açık olamamakta ve geleneksel düşünce kalıplarını aşamamaktadır. Bu yapı dernek, vakıf gibi sivil toplum örgütlenmelerinin gelişmesini de engellemiştir. Oysa, bilgi toplumunda birey öne çıkmakta, biz de ise gönüllü sivil yapılar, çevreye duyarlı örgütler oldukça yenidir.
Kalkınmak için, bilgi toplumu olmak, bunun için de bilgi teknolojilerine sahip olmak ve kullanmak gerekmektedir. Ülkemiz henüz bu kavramlarla 2000’li yıllarda tanışmış ve hala sanayi toplumu evresini yaşamaktadır. İlk defa VI. Beş yıllık kalkınma plânında bilgi toplumu, bilgi teknolojilerine erişim hedeflenmiştir. Daha sonra, bu hedef diğer kamu kurumlarıyla desteklenerek bir yürütme grubu oluşturulmuştur.
Nasıl bilgi toplumu olacağız? Tabii ki bilgi toplumunun temelinde ulusal değerlerle, küresel değerleri özümsemiş, donanımlı, eğitim düzeyi yüksek birey/bireyler yer alır. Bu gerçek insan kaynaklarına yapılan yatırımın değerini de ifade etmektedir. Tanımlanan bu birey, hangi bilgi ve becerilerle donanmış olacaktır. İlgi ve yeteneğine uygun bir alan eğitiminin yanı sıra birey; insan ilişkileri ve iletişim, çevre duyarlılığı, temel sağlık, ilkyardım, beslenme, deprem, trafik, aile ilişkileri, temel tüketici kültürü, ergenlik, yaşlılık, pediatri, geriatri, elektronik ticareti, işletme, ev ekonomisi,kişisel güvenlik,iş ahlâkı vb. gibi birçok alanda bilgi-beceri sahibi olacaktır.Doğal olarak bu noktada örgün eğitim kadar yaşam boyu eğitim, sürekli eğitim kavramları da önem kazanmaktadır.Kısaca, bilgi toplumunda birey içinde yaşadığı toplumla uyumlu yeterliliklerle donatılacak ancak yönetsel alan da birey temel ihtiyaçlarını karşılamak ve onun kişiliğini baskılayan değil geliştiren ,uygun ortam sağlayan bir yapıyı örgütleyecektir.
Görüleceği gibi bilgi, artık küresel anlamda yönetmekte, geliştirmekte, dönüştürmektedir.
İşte, nasıl kalkınacağız? Sorusunun cevabını da kendi dinamiklerimiz içinde arayacağız.Şüphesiz çok çalışarak..’aklın yolu birdir’ denilmiş.Kalkınmak için ,bilgi toplumu,bilgi toplumu olmak için de donanımlı bireylerden oluşmuş bir sosyal yapı olmak zorundayız.Birey olarak,toplum içinde yerimizi almamız, yaşamımızı sağlık ve mutlu olarak sürdürmemiz, öte yandan ülkemizin dış dünyada itibarı,dış ticarette rekabet imkanı, içeri de ise sosyal barış ve istikrarımız bu süreci sağlıklı işletmemize bağlıdır.
Bu gerçekler kapsamında Göleliler olarak dernekleşmemiz sivil toplum olgusunu destekleyecek, bu birlikteliğimiz tüm hemşehrilerimizin sosyal yaşamlarının zenginleştirerek geliştirecek, bilgi toplumunun gereği olarak Ülkemizin bilgi toplumu olmasına da önemli bir katkı sağlayacaktır.
Bu duygu ve düşüncelerle sevgi ve saygılarımla…
Kâzım KARABACAK
Milli Eğitim Bakanlığı
Yaygın Eğitim Enstitüsü Müdürü
Ve
Ankara Göle Derneği II. Başkanı