Demokrasi, insanlığın tarih boyu yaşadığı acı tecrübelerin getirdiğitartışmasız en gelişmiş yönetim modelidir. Demokrasi, farklı bakışların,inançların, kültürel kimliklerin birarada, birlikte, uyum içinde yaşamasını öngörür.Çoğulculuk, katılımcılık, insan hakları, hukukun üstünlüğü, temel hak veözgürlükler, seçme ve seçilme hakları gibi insanlık adına ortaya çıkmış vegenel kabul görmüş normların hepsi demokratik düşüncenin ürünüdür.
Demokrasilerde egemenlik, belirli bir kişinin, zümreninelinde değil, halkın iradesine verilmiştir. Halk bu iradesini demokratik seçimyoluyla kullanır. Demokratik sistemlerde görüleceği gibi bireyin tercihlerideğil, topyekûn toplumun iradesi belirleyici olur. Kamuoyu dediğimiz bu güçbazen iktidarı ele alır, bazen hükümetleri devirir. Evet, ama bu gücü kimörgütler, kim yönetir, bu erki kim elinde tutar? Şüphesiz sivil toplum kuruluşları.Dernekler, vakıflar, platformlar vs.Bu örgütlenme içinde bir düşünce veya biryaklaşım hızla topluma mal olur, kitleleri etki alanına sokar. Bu noktada kamuoyununsağlıklı oluşması bir temel sorun da gözardı edilemez. Bir bakıma demokrasininsağlıklı ve kesintisiz işlemesi bir güncel deyişle sürdürülebilmesi siviltoplum örgütlenmelerinin varlığına, sağlıklı işlemesine bağlıdır. BurdaMedyanın gücünden sözetmeden geçemeyiz. Yasama, yürütme ve yargıdan sonra4.kuvvet olarak medya kabul edilir. Bir medya grubunun bağımsız, tarafsız görevyapabilmesi bir bakıma bir sermaye grubuna bağlı olup, olmamasıyla yakından ilgilidir.Bu ilişki ağının grafiğini çizdikten sonra, kolaylıkla şu yargıya varabilirizdiye düşünüyorum: “ Bireyin kendiniifade edebilmesi için, sivil toplum yapılanmaları içinde yer almasızorunludur.”Aksi, halde bireyin çabaları kendi söyleyen, kendi dinleyen tekkişilik bir parodiye dönüşür. Bu nedenle, sivil toplum faaliyetlerinin etkinlikkazanması, daha fonksiyonel olması için STK’nın korunması, geliştirilmesi, desteklenmesigerekmektedir. Ülkemizde sivil örgütlenme çabalarının destek gördüğünü söylemekoldukça güçtür. Yakın tarihimize kadar derneklerin, suç örgütü gibialgılandığını da hepimiz yaşadık.
Toplumsal Gelişmişlikile sivil toplum örgütleri arasındaki bağı da bu arada unutmamak gerekiyor.Gelişmiş ülkelerdeki dernek sayısı, üye sayısı bizim gibi gelişmekte olanülkelere göre çok daha fazla. Demek ki, gelişmiş ülke insan profili, yaşadığıdünyaya kayıtsız kalmıyor.”Ben de varım, diyor.” STK faaliyetlerine katılankişilerin eğitim düzeyinin toplum ortalamasının üstünde olması da bizim eğitimdüzeyinin yükseltilmesi gerektiği inancımızı pekiştiriyor.
Artık, hemşehrilerimizin biraraya gelmesi; ortak bir birlik, dayanışmave yardımlaşma düşüncesini aşıp, toplum hayatını birlikte düzenleme, iyinin,doğrunun, haklının yanında olma gibi yüksek insanlık ideallerini ulaşmairadesini ortaya koymaktadır. Bir yönüyle, geleceğimize sahip çıkmanın başkabir yolu da yoktur. Ancak, sivil toplum faaliyetlerinde “Bilginlerle birliktedüşünmeli ancak halkla birlikte hareket etmelidir.” Sözündeki incelik vederinliği de anlamak durumundayız.
Kâzım KARABACAK
MEB-Yaygın Eğitim Enstitüsü Müdürü ve
Ankara Göle Derneği 2. Başkanı